Sunday, August 30, 2015
Dar alanda kısa laflaşmalar
Zaman diye bir şey yok. Her gece gördüğün aynı gök, bakan sen aynı sen.
İstediğin kadar değiştiğine inan...
Şefim bize ordan iki şiir ekmek çek! Büfeden de alırız yanına bi' köpek öldüren.
İçimizdeki köpeği öldürmüyor oysa ne içsek, içimizdeki erkek köpek işiyor gördüğü her direğin dibine. İki ayağı üzerinde duran her kadın bir direk. İşaretini bırakıyor hayatına değdiği her kadına, kokuşmuşluğundan bir hatıra... Bu benim, diyor, benimdi. Hep benim olacak, ben başka direklere iz bıraksam da.
Ayakların üşüyorsa yorganı üzerine çek!
Diyor.
Ruhum üşüyor, kendini üzerimden çek!
Diyemiyorum.
İstediğin kadar değiştiğine inan...
Şefim bize ordan iki şiir ekmek çek! Büfeden de alırız yanına bi' köpek öldüren.
İçimizdeki köpeği öldürmüyor oysa ne içsek, içimizdeki erkek köpek işiyor gördüğü her direğin dibine. İki ayağı üzerinde duran her kadın bir direk. İşaretini bırakıyor hayatına değdiği her kadına, kokuşmuşluğundan bir hatıra... Bu benim, diyor, benimdi. Hep benim olacak, ben başka direklere iz bıraksam da.
Ayakların üşüyorsa yorganı üzerine çek!
Diyor.
Ruhum üşüyor, kendini üzerimden çek!
Diyemiyorum.
Söz*cük
Eskinin o büyük ve kederli aşklarına baktığında, en büyük sığınağı ve yardımcısı sözcükler olan o büyük aşklara, insanların sözcüklere anlamlar yüklediğine inandın. Oysa tecrübe gösterdi ki, sözcükler artık sığınak değil silah, yardımcı değil suç ortağıydı... Sözcükler insanlara yalan yanlış anlamlar yüklemekteydi. İnsanlar senin onlara yüklemeni istedikleri anlamlara göre sözcükler seçiyorlardı. Sözcükleri bu kadar önemsemeyi bıraktın.
Ta ki...
Sözcükler hayatından çıkınca hayatın da gitgide boşaldığını görene kadar. Sahip olduğunu düşündüğün, veyahut sahip olduğuna inanma ihtiyacı içinde olduğun duygular ve yaşam, işte onlar, sözcükler olmayınca olmuyordu. Her şey yavan, her şey donuktu. Birlikte susabilmekten başka bir şeydi bu, tatsız, hissiz, acısız, aşksız...
Sonra o suskunluğun yerini yine sözcükler aldı, arada bir çıkan ve menzilini şaşıran, hedefi değil seni vuran. Sertti sözcükler ve gönderene bakılırsa anlamsızdı. Oysa o zaman iletişim anlamsızdı. Çünkü içi boş olan sözcükler değil, onlara anlam yüklemeyen oluyordu. Sertti sözcükler, kırdı sözcükler.
Sahipleriyse onaracak olanlarına sözlükten bakma gereği bile duymuyordu...
Söz*cükler... Onun için küçü*cük, anlamsız olan.
Subscribe to:
Posts (Atom)